Yaşama Sorunsalım Üzerine...

1 yorum var - 04 Ağustos 2008 19:08

Aile içi şiddet,
Mahalle arası şiddet,
Toplumsal şiddet,
Ulusal boyutta şiddet ve terörizm,
Hatta global ölçekli şiddet, terörizm, sömürgecilik, savaşlar ve soykırımlar...

Bugün yeryüzünde bir an bile yoktur ki bir şiddet olayı yaşanmasın...
Hatta şu saniyelerde bile...

Yaşadığımız dünyayı katlettiğimiz yetmezmiş gibi bizden sonrakilere de rezil bir dünya bırakıyoruz, belki farkında bile değiliz...
Özürlü çocuklar getiriyoruz dünyaya, beyinleri hasarlı,
Bir yanları hep eksik, birşeylerden hep mahrum kalıcaklar maalesef...
Hep karanlık bir tarafları olucak en aydınlık zamanlarında bile...
Sürekli geçmişe dönüp bakıcaklar, hesaplaşacaklar tarihleriyle birgün mutlaka ve görücekler ki atalarının medeniyet dediği bu yol aslında bir arpa boyu bile ilerlememiş ilkelliğin tam göbeğinde durmakta...

Binyıllar geçti belki ama hala aynı ilkel güdülerle hareket eden zavallı bir ırk...
Yoketmeye, sömürmeye, asimilasyona güdülenmiş, hayvandan farksız...
Geçmişten ders almamış, tarihle asla yüzleşmeye cesaret edememiş...
Lanetler okuyacaklar bize siz neler yaptınız böyle diyecekler?
Tıpkı şu an bizim yaptığımız gibi, hataları hep geçmişte arayacaklar maalesef...

4 yorum var - 03 Ağustos 2008 00:37

Bir insan düşünün soykırımın içinde hayata merhaba diyen fakat buna rağmen herşeyden habersiz olan bir insan...Küçük yaşında vatanına geri döner, daha önce hiç görmemiştir...

Ama bir türlü bu acıları geride bırakamaz ve büyüdükçe yaşadığı dünyayı daha iyi gözler. Kan bürümüş gözleri görür, utanç tarlalarında yüzer. İnsanlığından utandığı o kadar çok an, anlam veremediği o kadar çok olay vardır ki hayatında...Hep aynı kelimeleri ( savaş, terör, şiddet, açlık, cinayet ) duymaktan, hep aynı resme bakmaktan kör ve sağırdır artık ya da rol yapmaktadır kendince.

İnsanların yüzüne bakmaktan vazgeçer, o sahte yüzlere bakmaktan. Samimiyetsizliğe, yalana, ikiyüzlülüğe tiksinir olmuştur artık.
İletişimsizliğe, yalnızlığa ve yabancılaşmaya doğru itilir ya da kendini iter. İşte bu evrede varoluşunu sorgular, cevaplar arar ama hiçbir zaman tatmin olmaz vardığı sonuçlardan.
Baktı ki çıkış yolu yok kendine yeni bir dünya inşa eder, sıfırdan. Varolan birikimleri ve her yeni gün üstüne ekledikleriyle kocaman mutlu bir dünya.
Tabiki bu dünya sahtedir, sanaldır ama müthiş gerçekçiliktedir...Artık geride bıraktığı dünya önemsizdir onun için, çünkü onu ne ailesi ne çevresi ne de toplumu anlamaktadır. Bu yüzden bir dalaşma devam etmektedir sürekli, bir it dalaşı...
Ona sorsalar kimse onu anlamamaktadır, karşı tarafa sorsan aksi, isyancı biri olup çıkmıştır. Kime çekti bilmem ki bu çocuk? Yaşadığı dünyaya, toplumuna isyan etmek olur mu hiç, yakışık almaz bikere, toplum ne der sonra dimi ya? Anarşik derler valla. Çocuk kendi dünyasına daha bi sıkı sarılır, çıkamaz kolay kolay. Çünkü kitaplarla, filmlerle, müziklerle, felsefeyle örülü bazen distopik ama çoğu defa ütopik bir dünyadır bu... İnsanın bin yılda yaşayıp tecrübe edemiyeceği güzellikler mevcuttur orda...Ve çocuk artık çevresiyle ilişkisini yitirmeye başlar, basit, gündelik konuşmalar, düzeysiz muhabbetler sıkıcı gelmeye başlar ona
Hep aynı sesiyle cevap verir karşısındakine ama içsesiyle:
Bana bilmediğim bişeyler anlat lanet olsun yeter artık! derim ve hemen kendi dünyama dönerim sabırsızca ilk fırsatta o kadar özgürüm ki bu dünyada her istediğimi elde ediyorum.

Bazen bir stalker olup 'Zona' ya eşsiz, şiirsel ama umut dolu bir yolculuk yapıyorum, umudun olmadığını bile bile...

Bazen Bruno Ganz misali Berlin semalarından insanlara bakıyorum, nadir de olsa yeryüzüne iniyorum ama onun gibi aşık olamıyorum nedense...

Bazen Eva Green ve Michael Pitt ile Louvre 'da arkama bakmadan delicesine koşuyorum...

Bazen Jim Carrey oluyorum, kah aşklarımdan birini beynimden kazıyorum kah en derinime, utancıma saklıyorum onu...

Bazen Max von Sydow gibi Ölüm meleğiyle satranç oynuyorum daha piyon bile alamadım...

Bazen FBI ajanı Dale Cooper oluyorum Beyaz Loca'yı arıyorum ama bulmak imkansız, Lynch bile bulamaz artık orayı...

Bazen Kurosawa'nın hükümdarlarından biriyim, biliyorum hiçbir zaman iktidarı ele geçiremiycem, o beni ele geçiricek ama olsun doğanın kanunu bu!

Bazen bir Jedi şövalyesiyim, Darth Vader'la savaşıyorum ama tabiki Yoda'yı hiç dinlemiyorum ona göre çok sabırsız ve çok aptalım 'May the Force be with You' demekten başka bişey gelmiyo zavallının elinden ne yapsın...

Bazen Paris,Texas'tayım amaçsızca geziniyorum, Nastassia Kinski'nin yüzüne bile bakamamak tek hayalim...

Bazen okyanusun kıyısında Red ve Andy Dufresne ile buluşuyorum...

Arta kalan zamanlarımdaysa hep Tolkien'in orta dünyasındayım, çünkü devir insanların devri...

Maymunlar Gezegenine gitmek istemiyorum nedense, çünkü maymunlar gezegeninde yaşamıyor muyuz zaten?

Bana da Jack Nicholson' a yaptıkları gibi zorla deli gömleğini giydirmeye çalışıyorlar ama hayır bunu başaramıyacaklar...

Son nefesimde dahi William Wallace misali bağırıcam: Freeeeeeedom!!!
http://www.fileden.com/files/2008/6/25/1975516/braveheart.jpeg

Bazen Vincent Vega ve Jules ile kahvaltı yapmak, müthiş geyiklerine ortak olmak ve devamlı şu meşhur pasajı tekrarlamak istiyorum:
Erdemli adamın yolu bencillerin insafsızlıkları ve kötü insanların zulmüyle sarmalanmıştır. Ancak merhamet ve iyiniyet adına karanlıklar vadinde zayıf olana rehberlik eden kişi kutsanmıştır. Çünkü kardeşinin gerçek hamisi ve kayıp çocukların kurtarıcısıdır O. Kardeşlerimiz zehirlemeye ve yok etmeye kalkanlardan intikamımı mutlaka alacak ve onları büyük bir öfke ve güçle vuracağım ve senden intikam almaya geldiğimde adımın Tanrı olduğunu anlıyacaksın...

Bazense bir rezervuar köpeği olmak ve bahşişe inanmamak istiyorum...

Bazen Marillion Cotilliard'a Jeux D'enfants demek...

Ama çoğu kez De Niro ve Christopher Walken ile Rus Ruleti oynamak ama buna cesaretim yok ben anca geyik avlarım herhalde...

Bazen de Woody Allen ve arkadaşlarıyla bir yemekte bulunmak ve kahkahadan ölmek istiyorum...

Sonrasında ise Al Pacino ve De Niro ile bir cafede buluşup kahve içmek. Kim istemez?

Kimi zaman isteklerim daha karanlık ve daha kalıcı çözümlere gebe nedense;
Travis Bickle olmak ve Dünyanın bütün pisliğini temizlemeye soyunmak istiyorum...

Bazense bu görevi hiç üstüme alınmıyorum Persona'mı çıkarıp gerçek yüzümü göstermek ve bir daha asla bu Dünyaya konuşmamak istiyorum...

Lakin sonuçta burdayım ve yaptığım tek şey Albay Walter E. Kurtz gibi herşeyi bildiğini sanmak, atıp tutmak ve
felsefe yapmak kendi çapımda...

2 yorum var - 11 Temmuz 2008 18:46


Karanlığın derinliklerine inmiş bekliyorlar
Yolumun en ücra, en kuytu yerlerine pusmuşlar
Tüm köşebaşlarımı tutmuşlar, hissediyorum
Gecenin içinde belli belirsiz şekiller, göremiyorum
Görebildiğim tek şey gökyüzünden inen anlık, titrek bir ışık
Sis tüm dünyayı kaplamış adeta
Bir enkazın içindeyim, kalkmaya cesaret edemiyorum...
Nihayet ayağa kalkmayı başardım, yürüyorum...
Üstüm başım toz içinde, yüzüm gözüm kan!
Tek bir ses, tek bir yaşam belirtisi yok etrafımda
Havada ölüm kokusu var, yaprak bile kımıldamıyor
Nefesimi tutsam bir an, ölebilirim inan!
Gözlerimi açıyorum yavaş yavaş
Her yerde yıkıntılar, köhne binalar
Ama ne bir toz bulutu var, ne bir ateş ne de ceset
Herşey çoktan olup bitmiş
Onlarca yıl geçmiş olmalı hatırladığım son günün üstünden
İlerledikçe garip sesler duyuyorum, bir şarkı bu belki bir ağıt:
'Biz ne savaşlar gördük binlerce yıldır bitmek nedir bilmeyen,
insanın en ilkel, en hayvani içgüdüsünü yaşatan, onu sözde
anlamlı kılmaya çalışan ne savaşlar.
Ama böylesi daha önce hiç varolmamıştı,
İnsanoğlu bu kadar zayıf asla olmamıştı.'
Bağırmak, çığlık atmak geliyor içimden ama biliyorum ki
kimse duyamayacak, ben sonuncuyum!
Beni bekliyor uzakta düşmanlarım
İtaatkar bir köpek gibi sorgulamaktan, kavramaktan uzaklar
Çoktan bir makinaya dönüşmüşler, birer ölüm makinasına!
Uyanmak istiyorum birden ama uyanamıyorum
Galiba rüyada değilim, yavaş yavaş anlıyorum
Sonuma doğru usul usul yürüyorum...

3 yorum var - 24 Haziran 2008 22:55

'Yaşlanmak bir dağa tırmanmaya benzer;
zirveye yaklaştıkça yorulursunuz,nefesiniz kesilir.
Fakat görüş açınız genişler!' (1)
Çocukken saf ruhumuz, berrak zihnimizle masumane hayaller kurar, gündüşlerine dalardık
bu sınırlarını idrak edemediğimiz evrende.
Şimdi ise yarınımızdan ümitsiz,
kıyıya vurmuş bir balık gibi çırpınıyoruz.
Çoktaaan unuttuk hayallerimizi, boşalttık tüm zihnimizi.
'The Child is grown, The Dream is gone'...(2)
'Ölümle hayat arasında zaman gibi mesudum' (3) demeyi isterdim ben de elbette...
Ama hayat belirsiz, gelecek belirsiz ve karanlık...
'Biz büyüdük ve kirlendi dünya' (4), boğazımıza kadar boka battık, lağım kokusu her yerde..
Suya karışamayan zeytinyağı misali bir türlü karışamıyorum hayata, insan denen varlığın arasına...
Belki de küçük bir tırtıl gibi benim de kozamı yırtma zamanım gelicek ama biliyorum ki bu sefer de sonum ona benziyecek.
Amaçsızca savruluyor yapraklarım rüzgarda, gövdem ise kasırgayı bekliyor köklerimi mağlup edebilmek için...
Belki de hala umut vardır bizim için.
İzninizle köprüden önceki son çıkışı yakalamalıyım.
Kimbilir? Belki de ne çıkış vardır benim için ne de meşhur tünelin ucundaki ışık...Belki de çoktan kaçırdım onu, belki de Orada Olmayan Adam (5) ım ben,
hiç yaşamadım aslında, son nefesimde görücem sadece aydınlığı, o zaman boyanacak
gözümün önündeki tüm dünya alabildiğine beyaza.
Kasırgayı geçtim bari o çok bekletmese...

Katkılarından dolayı:)
1- Büyük üstat Ingmar Bergman
2- Efsane Pink Floyd ve Comfortably Numb şaheseri
3- Kaptanımız herşeyimiz Attila İlhan: Kaptan 3 isimli şiiri
4- Yeni Türkü grubu
5- The Man Who Wasn't There: Bir Coen kardeşler klasiği...

7 yorum var - 12 Haziran 2008 20:19

İçimdeki karamsarlığın bitmesini bekledim
Tüm hayatım boyunca
Yaşama dair, aşka dair, karanlığa dair...
Her doğan yeni günden yarınlara taşıdım,
Aydınlığa ulaşma ümitlerimi
Seni bulmaya dair...
Ama henüz buna hazır mıyım bilmiyorum
Kimbilir?
Belki hala çok erken!
Hala yapmam gereken bir sürü hatam var!
Seni bulduğumda kaybetmemek için,
Demek zorunda olduğum daha çok ‘Keşke’m’
Vereceğim daha çok savaş var!

0 yorum var - 09 Haziran 2008 00:01

İnsan sonbaharda düşünür nedense ölümünü
ölüsünü sararmış yaprakların örttüğünü
dergilerde unutulmuş bir kavga resmi gibi...

Attila İlhan

0 yorum var - 08 Haziran 2008 23:52

Dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
bizim kucağımız terk edilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
o birkaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk
biz duvarız neyleyelim gözlerimiz ağlamayı bilmez
onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler
kendi gitti ismi kaldı yadigar bağrımızda
o zaman mayıstı yağmurlar başımızda

ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler
onlar hep döküldübiz hep ayakta kaldık
temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil
getirirler vururlar biz öyle dururuz
yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil
elimizden ne geldi de yapmadık
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz

Attila İlhan

aferim3

???

0 yorum var - 01 Haziran 2008 20:52

Her akşam efkar basar garip gönlümü
İçerken kadehleri kırasım gelir
Suskun dudaklarımda sessiz bir şarkı
Ah ettikçe içimden bir alev gelir...

Tanju Okan

2 yorum var - 30 Mayıs 2008 00:27

Hanidir arardım ıssız, izbe köşelerde
Bir kalıntı, bir imge...
Çok da yaklaştım bir keresinde
Nefesim ensesinde
Buldum sanmıştım
Neyse yine yanılmışım...
Şimdi mi?
Aramaktan vazgeçtim...
(hem de sonsuza dek...)